بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى اَلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

          Îman ve İslâmiyet âb-ı hayatına susamış kıymetli kardeşlerim!

          Îmânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şübhe veya inkâr, dînin teferruatında yapılan lâkaydlıktan pek çok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki; şimdi en mühim iş, taklidî îmanı tahkikî îmânâ çevirerek îmanı kuvvetlendirmektir, îmanı takviye etmektir, îmanı kurtarmaktır. Herşeyden ziyade îmanın esâsâtıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir.

          Evet, temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını tâmir ve tezyîne çalışmak, o binanın yıkılmaması için ne derece bir faide temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için, dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir faide verebilir mi?..

          Îman, yalnız icmâlî bir tasdikten ibaret değildir. Îmanın çok mertebeleri vardır. Taklidî bir îman, hususan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî îman ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî îmânı elde eden bir kimsenin, îmân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o kasırgalar bu îmân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur. Tahkikî îmanı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi, bir vesvese veya şübheye düşürtemez.

          İşte bu hakikatlara binaen, biz de tahkikî îmanı ders vererek, îmanı kuvvetlendirip insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur'an ve îmân hakikatlarını câmi' bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı kat'iyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musibetler içine düşmek, şübhe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için yegâne kurtuluş çaremiz, Kur'an-ı Hakîm'in îmanî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerîmelerini tefsir eden yüksek bir Kur'an tefsirine sarılmaktır.

          Evet, bu çeşit ihtiyacımızı tam karşılayacak olan bir eseri bulmak için çok dikkat ve îtina ile aradık.          Evet, yirminci asırda küllî ve umumî bir rehberlik vazifesini görecek Kur'anî bir eserin müellifinin, şu hususiyetleri haiz olmasını esâs ittihaz ettik. Bu hâsiyetlerin de tamamıyla Risale-i Nur'da ve müellifi Bediüzzaman Said Nursî'de mevcûd olduğunu gördük

          Kıymetli kardeşlerim! Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük mes'elesi: Îmânı kurtarmak veya kaybetmek dâvâsıdır. Umumî harbler, beşere intibah vermiş, dünya hayatının fâniliğini ihtar etmiştir. Ve bâkî bir âlemde, ebedî bir saadet içinde yaşamak hissini uyandırmıştır. Elbette böyle muazzam bir dâvayı, şaşırtıcı ve aldatıcı bir zamanda kazanabilmek için, bir dâva vekili bulmakta, çok dikkatli olmamız lâzımdır.

          Eski zamanda, dalâlet, cehâletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydır. Bu zamanda dalalet, -Kur'an ve İslâmiyet'e ve imânâ taarruz- fen ve felsefe ve ilimden geliyor. Bunun izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binden bir bulunuyordu; bulunanlardan, ancak binden biri, irşad ile yola gelebilirdi. Çünki: öyleler hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar.

          Hem, bundan evvelki asırlarda, müsbet ilimlerin, yirminci asırdaki kadar terakki etmemiş olduğu mâlûmunuzdur. Şu halde, bu asırda dünyaya yayılmış olan dinsizlik ve maddiyyunluğu kökünden yıkabilmek, hak ve hakikat yolunu gösterip, beşeri sırat-ı müstakîme kavuşturmak, îmanı kurtarabilmek için, ancak ve ancak Kur'an-ı Hakîm'in bu asra bakan vechesini keşf edip, umumun müstefid olabileceği bir şekilde tefsir edilmesi, elbette bu asırda kabil olacaktır.

          İşte Bediüzzaman Said Nursî; Kur'an-ı Kerîm'deki bu asrın muhtaç olduğu hakikatları keşfedip, Nur Risalelerinde, herkesin kabiliyeti nisbetinde istifade edebileceği bir tarzda tefsir ve îzah etmek muvaffakıyetine mazhar olmuştur. Bunun içindir ki: Risale-i Nur, emsali görülmemiş bir şâheserdir kanaatına varılmıştır.

          Kıymetli kardeşlerim! Said Nursî, İstanbul'da iken, "Kim ne isterse sorsun" diye, hârikulâde bir ilânat yapmıştır. Bunun üzerine o zamanın meşhur âlim ve allâmeleri, Bediüzzaman'ın hücresine kafile kafile gidip, her nevi ilimlere ve muhtelif mevzulara dair sordukları en müşkil, en muğlak sualleri, Bediüzzaman duraklamadan, doğru olarak cevablandırmıştır.

          Böyle hadd ü hududu tâyin edilmeyen, yâni "şu veya bu ilimde veya mevzuda, kim ne isterse sorsun" diye bir kayıt konulmadan ilânat yapmak ve neticede daima muvaffak olmak; beşer tarihinde görülmemiş ve böyle ihâtalı ve yüksek bir ilme sahib böyle bir İslâm dâhîsi, şimdiye kadar zuhur etmemiştir. (Asr-ı Saadet müstesna.)

          İşte büyük ülemâ-i İslâm ve meşâyih-i kiram çok tecrübe ve imtihanlarla şöyle bir kanaata varmışlardır ki: Bediüzzaman ne söylerse hakikattır. Bediüzzaman'ın eserleri, sünuhât-ı kalbîye olup, cumhur-u ülemânın tasdik ve takdîrine mazhardır.

          Müteyakkız kardeşlerim! Hem bizim, hem İslâm dünyasının ebedî hayatının necatını, kurtulmasını temin edecek ve bizi tenvir ve irşad ederek dalâletten muhafaza edecek bir eser intihab etmekte, bu kadar dikkatli olmamız çok lüzumludur. Çünki bu zamanda, türlü türlü aldatmalarla, perde arkasında İslâm gençliğini yoldan çıkarmaya çalışıyorlar.

Bir eser okunacağı veya bir söz dinleneceği zaman, evvelâ  Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş? olan bir kaide-i esâsiyyeyi, nazar-ı itibara almalı. Evet kelâmın tabakatının ulviyeti, güzelliği ve kuvvetinin menbaı, şu dört şeydir: Mütekellim, muhatâb, maksad ve makam. Yoksa, her ele geçen kitab okunmamalı, her söylenen söze kulak vermemelidir. Meselâ: Bir kumandanın, bir orduya verdiği arş emriyle; bir neferin, arş sözü arasında ne kadar fark vardır? Birincisi koca bir orduyu harekete getirir. Aynı kelâm olan ikincisi, belki bir neferi bile yürütemez.

          Fakat, Bediüzzaman gibi bir zâtın hayatı ve eserleri ve seciyelerini tam ifâde edemeyeceğiz. Bu hakîkat, basiretli ehl-i ilim olan ediblerce de itiraf edilmiş olduğundan bu hizmet, bizim haddimizden çok uzaktır. Hem Bediüzzaman hakkında mâlûmat almak isteyen kardeşlerimize, bunun ancak ve ancak Risale-i Nur Külliyatını dikkat ve devamla okumak Sûretiyle mümkün olduğunu arz ederiz.

          Bediüzzaman Kur'an, îmân, İslâmiyet hizmeti için, dünyevî rahatlıklarını fedâ etmiş, dünyevî şahsî servetler edinmemiş, zühd ve takvâ ve riyâzet, iktisad ve kanaatla ömür geçirerek, dünya ile alâkasını kesmiştir.

          Said Nursî, Kur'an ve îmânâ hizmet mesleğini ihtiyar edip, hiçbir maddî ve mânevî menfaat, salâhat ve velilik gibi mânevî makamları maksad ve gaye etmeden, sırf Cenâb-ı Hakk'ın rızası için hizmet yapmıştır.

          Bediüzzaman Said Nursî bütün hayatında, şan ve şöhretten, hürmetten kaçmış ve insanlardan istiğna etmiştir. Arabî bir eserinde, şöhret hakkında diyor ki: "Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar. Yâni, nam ve şöhret isteyen adam; halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâ kârlık, dalkavukluk yapar. Tasannu'kâr tavırlar takınır. O belâ ve musibete düşersen اِنَّا لِلَّهِ وَاِنَّآا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ de."

          Bediüzzaman Said Nursî, çok ilimlerde müstesna birer eser yazabilirdi. Fakat o "Zaman, îmanı kurtarmak zamanıdır" demiş ve bütün himmet ve mesâîsini ve hayatını, ulûm-u îmâniyenin te'lif ve neşrine hasretmiştir.

          Büyük şâirimiz, edebiyatımızın medâr-ı iftiharı merhum Mehmed Âkif, bir üdebâ meclisinde, "Viktor Hügo'lar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler." demiştir.

          Risale-i Nur nifak ve şikakı, tefrikayı, fitne ve fesadı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesanüd ve teavünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esâsı da budur. Risale-i Nur gurur ve kibir ve hodfüruşluk ve zillet gibi ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu' ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahib kılar.

          Risale-i Nur, insan olan bir insana, acz ve fakrını derk ettirir. Bediüzzaman der ki: "İnsan, acz ve fakrını anlamakla, tam Müslüman ve abd olur."

          Evet bu asra öyle bir Kur'an tefsiri lâzım ve elzemdir ki; Risale-i Nur gibi akıl, fikir ve mantığı çalıştırsın, ruh ve kalb ve vicdanı tenvir etsin. Müslümanları, beşeri uyandırsın; intibah versin, gafletten kurtarsın. Sırat-ı Müstakim olan Kur'an yolunu göstersin. Sünnet-i Seniyeye ve İslâmiyetin şeâirine muhalif olarak yaptırılan ve yapılan şeyleri fark ettirip, sünnet-i Peygamberîye (Aleyhissalâtü Vesselâm) ittibaı ders versin ve ihya etmek cehdini uyandırsın.

          Evet tarih-i beşer, Risale-i Nur gibi bir eser göstermiyor. Demek anlaşılıyor ki: Risale-i Nur, Kur'anın emsâlsiz bir tefsiridir.       

وَ اَخِرُ دَعْوَيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

                                                                       ....... “Konferans” tan.

* * *

..... Hem Nur Müellifi bir mektubunda “Dahilde tarafgirane adâvet ve münakaşalara vesile olan fürûatı değil, belki bütün nev-i beşerin en ehemmiyetli mes’elesi olan erkân-ı imaniyeyi ve beşerin medar-ı saadeti ve umum islâmın esas ve rabıta-i uhuvveti bulunan Kur’anın hakaik-ı imaniyesini bulmak ve muhtaçlara buldurmaya hayatımı vakfettim”   demek suretiyle hizmet-i İslâmiyenin ve mesâil-i diniyenin umumunu tazammun eden vüs’at ve câmiiyeti hâiz bulunduğunu; dinî hizmetlerin her nev’ini teyid ve teşvik ettiğini ve bir cadde-i kübra-yı Kur’aniye  olan Risale-i Nur dairesinin  umum ehli iman ve islâma şâmil bulunduğunu ifade ediyor.

         Ve yine aynı mektubunda devamla “Hatta değil Müslümanlarla, belki dindar Hıristiyanlarla dahi dost olup adâveti bırakmaya çalışıyorum.”  Harb-i Umumî ve komünizm altındaki anarşistlik tehlike ve tahribatlarının lisan-ı haliyle “Dünya fânidir, firaklarla doludur. Ey insanlar, adâveti bırakınız, Kur’an dersini dinleyip birleşiniz; yoksa sizi mahvedeceğiz.”  Diye beyanıyla bu zamanın şartları ve icapları karşısında tarz-ı hizmeti yine Kur’anın nuruyla göstererek hakîmane irşadın ve tevfik-i İlâhiyeye muvafık  hareketle isabetli hizmetin ifası gibi noktalardan Risale-i Nurun lüzüm ve ehemmiyetini tebarüz ettiriyor. ....

                                                                       ( Barla Lahikası, Takdim kısmından)

* * *

     Uhuvvet Kültür ve Eğitim Derneği şu ana kadar belirtilen, ve temelleri yıllar önce atılan bir İmân hizmetinin düsturlarına dayanarak kurulmuş, ve Dünyanın en ücra yerlerine kadar uzanmış olan aynı hizmeti Yunanistan’da, merkezi İskeçe (Ξάνθη) olmak üzere Risale-i Nur Penceresinde İman ve Kur'an Hakikatleri dersleri yapılmaktadır.

     Bu hizmeti, dernek binalarında, köy odalarında, camilerde, evlerde, kısacası gönüllerin olduğu ve davet edildiğimiz her yerde düzenlenen halka açık dersler ile devam ettirmekteyiz. Ayrıca türkçe ve yabancı dillerde kitaplar, elektronik yayınlar, ve benzeri ancak kesinlikle siyasi, ücretli ve taraflı olmayan müsbet faaliyetler ile halkımıza ulaşmaya çalışıyoruz. Mutlaka size yakın bir yerde Risala-i Nur Penceresinden İman ve Kur'an Hakikatleri dersleri yapılmaktadır. Yoksa, bizi davet edin sizin bölgenizde başlatalım ve halkımıza hep beraber katkıda bulunalım.
 
    (U K E D) kesinlikle siyasi bir görüşü temsil etmez. Sırf Allah rızası için çarpan gönüllerin birlrştiği şuurlu, imanlı, gönüller kalabalığıdır.

    "Bu kandil (Nur) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinden adının anılmasına izin verdiği evlerdir. Oralarda, sabah-akşam O'nun şanını yücelterek tenzih eden öyle yiğitler vardır ki, ne ticaretler, ne de alışverişler onların Allah'ı zikretmekten, namazı hakkıyla eda etmekten, zekatı vermekten alı koymaz..."
                                                                                     (Nur Suresi, 24/36-38)

    "Bir grup, Kitabullah'ı okuyup ondan ders almak üzere Allah'ın evlerinden birinde bir araya gelecek olsalar, mutlaka üzerlerine sekinet iner ve onları Allah'ın rahmeti bürür. Melekler de kanatlarıyla sararlar. Allah, onları, yanında bulunan yüce cemaatte anar."
                                            (Ebu Davud, "Vitr" , 14; Tirmizi, "Kur'an" ,10)
 

22/03/13Okunma sayısı ( 2964 )
İnanıyorumYirmiüçüncü SözŞükür RisalesiİnanmıyorumBen düşünmeden yaşarımTabiat RisalesiBen gencimMeyve RisalesiBâzı gençlerle bir muhaveredir.Ben bayanımTesettürKadın ve şefkatBen hastayımİkinci Lem'aYirmibeşinci LemaBen yaşlıyımYirmialtıncı LemaYirmibirinci MektupBen çocuğumMasum ÇocuklarCennet FikriAileAile HayatıMuhabbet Nasıl Olmalı
Okan Giritli (2012-2019)